MySpace Layouts
MySpace Background provided by ProfileGoodies.com



Sevgi anneden, güven babadan

21/9/2008 · Kategori: _o_uklarimiz

Arkadaşlarına ya da öğretmenine "En güzel anne benim annem" ya da "En güçlü baba benim babam" demeyen çocuk var mıdır? Kaç çocuk, "Benim annem senin annenden daha güzel", "Benim babam senin babam döver" cümlesini gururla söylememiştir? Çocuğun iç dünyasında güzel anne tanımlaması gi duygusunu, güçlü baba tanımlaması da güven duygusunu simgeler. Daha sonraları en güzel yemek yapan anne, en güze giyinen anne, en hızlı araba kullanan baba, topu en uzağa atan baba, uçurtmayı en yükseğe çıkaran baba gözlemleri çocuğu anne-babasında pekiştirdiği sevgi ve güven duygularının daha geliştirilmiş saptamaları olarak karşımıza çıkar.

Annenin sevgi ve şefkati, babanın gücü ve koruyuculuk çocuğun kişilik gelişimde çok önemli bir rol oynarken, çocuk aynı zamanda bu iki duygunun rehberliğinde hayatı anlamlandırmaya, tanımaya ve bu iki duyguyu kendi kişilinde oluşturup büyütmeye başlar. Tüm bu duygu alışverişi sırasında çocuk sevildiğim ve güvenildiğini de hissetme gereksinimi duyar. Bütün psikolojik rahatsızlıkların temelinde, sevgi ve güven duygusunun eksikliğinin yattığını biliyor muydunuz?

Anne-baba olmanın belki de en çok sorumluluk isteyen yanı, çocuğa sevgi ve güven duygusunu hissettirebilmek. Elbette her anne-baba çocuğunu sever ve onu korur. Peki, o zaman neden bazı çocuklar anne-babası tarafından sevilmediğini ya da az sevildiğini düşünüyor? O halde, neden bazı çocuklar kendisine güvenmiyor? Üstelik bu iki yoğun duygunun eksikliği öylesine büyük hasar oluşturabiliyor ki, yetişkin insanlar olduklarında da bu eksikliğin izlerini taşıyabiliyorlar.

Sevgi sözcükleri ne kadar az kullanılıyor!

Söyleşilerimde dinleyicilere sorarım: "Bugün çocuğuna ´seni çok seviyorum´ diyenler?" Salonda önce derin bir sessizlik olur, sonra yavaşça parmaklar kalkar. O derin sessizliğin anlamı şudur: "Niye bunu soruyor ki? Konumuzla ne ilişkisi var şimdi bu sorunun?"

Genelde bu tip söyleşilere anneler katılır, onların görevi ya çocuğu yetiştirmek! Anneler de zaten bu sorumluluktan yorgun düşmüş ve birkaç püf noktası bilgi edinme peşindeyken, bu kadın şimdi tutmuş "Çocuğunuza bugün ´seni çok seviyorum´ dediniz mi" diye sormaktadır. Çoğu kez parmak kaldıranların sayı kaldırmayanlara göre çok daha az olur. İşte çocuğun gerçeği budur, anne-babasından "Seni seviyorum" cümlesini ve sevgi sözcüklerini çok az duyar. Hatta hiç duymayan çocuklar da

- Bunu yetişkin danışanlarımdan biliyorum. Bireysel psiko-terapi seanslarında annelerinden ya da babalarından hiç "seni seviyorum" cümlesini duymadığını söyleyen öyle çok danışanım var ki. Otuz yaşlarında bir bey babasından nefret ettiğini söylemişti. Onun yüzünü görmek istemediğini, hatta ölse çok sevineceğini ifade etmişti. Ona "Babanı hiç mi sevmiyorsun? diye sorduğumda ise, hiç sevmediğini, zaten babasının da onu sevmediğini, bu yaşına kadar bir kere olsun ona sevdiğini söylemediğini anlatmıştı. Daha sonra bu babayla görüştüğümde oğlunu çok sevdiğini ama erkek çocuğa sevginin belli edilmemesi gerektiğine dair düşüncelerini dile getirmişti. Bir başka anne, çocuklarını çok sevdiğini ancak çocukları onları sevdiğini zaten bildikleri için bunu söylemeye gerek olmadığını ifade etmisti.
Sadece "Seni seviyorum" değil, pek çok sevgi ifadesi ola sözcüğü de kullanmıyoruz.

• bugün ne güzel olmuşsun
• böyle davranmanı çok seviyorum
• giysin sana çok yakışmış
• ne güzel gülüyorsun
• yaptığın resim harika
• odan ne kadar düzenli, bu düzenini çok seviyorum, hep böyle ol
• bu konudaki düşüncelerini takdir ediyorum
• arkadaşların seni ne çok seviyor vb.

Bu türden cümleleri gün içinde kaç kez kullanıyorsunuz?

Çocuğunuz bebekken ona söylediğiniz sevgi sözcükleri daha çok. Sanki büyüdükçe bu sözcüklere ihtiyacı yok, gibi bir düşüncemiz var. Son derece hatalı bir önyargı bu. Oysa çocuk büyüdükçe nasıl daha çok yemeğe, daha çok giysiye ihtiyacı oluyor, aynı zamanda sevildiğini de daha çok duymak istiyor. Duygusal ihtiyaçlar da fiziksel ihtiyaçlar kadar önemlidir ve onlarla paralel işler.

Çocuk belki tembellik ediyor ve odasını toplamıyor, özellikle de ergenlik döneminde çok sık rastlanan bu davranışa annenin tepkileri, çocuğun odasını toplamak ve onu odasını toplamadığı için sürekli eleştirmektir. Akşam baba eve gelince o da aynı tarzı devam ettirir:

- Anneni çok yoruyorsun, koca adam (kız) oldun, hâlâ odanı toplanıyorsun.
Ve diğer eleştiriler:

- Pasaklısın, pissin, dağınıksın, kime çekmişsin acaba, bizim ailede böyle pasaklı biri yok.
Çocuk bu eleştirilerden bıkıp odasını toplamaya kalktığında ise şu tepkilerle karşılaşır:

- Ne beceriksizsin oğlum (kızım), bu oda böyle mi toplanır? Aman istemiyorum bırak bir daha toplama, ben toplarım.
Çocuğu yaptığı ufak-tefek iyi davranışlarda bile motive edin ve onun bu davranışını onayladığınızı sevgi sözcükleri kurarak ifade edin.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Çocuğa sevgiyi davranışlarla göstermek

21/9/2008 · Kategori: _o_uklarimiz

Bir koca düşünelim, karısına sürekli "Canım, hayatım, her şeyim" sözcüklerini kullanıyor ancak bu sözcükleri davranışlarıyla pekiştirmiyor. Akşamları sürekli eve geç geliyor, esinini hiçbir sorunuyla ilgilenmiyor, ona zaman ayırmıyor. Bu durumda kadının, kocası tarafından sevildiği hissi ne derece güçlü olabilir ki? Çocuklar için de aynı tablo söz konusu. Çocuğunuza sadece sevgi diliyle yaklaşmak değil, ağlayıp üzüldüğünde yal da mutlu olduğunda sadece ona sarılmak değil, aynı zamanda ona ifade ettiğiniz bu sevginizi davranışlarınızla da pekiştirmeniz gerekiyor. Biliyorum, içinizden "Anne olmak ne kadar da zormuş" diyorsunuz ama inanın bana, bu çok içgüdüsel davranışlarla anne olmayı hem daha çabuk hem daha kolay öğrene çek, hem de anne olmanın keyfine varacaksınız, çünkü anne olmak gerçekten de süper keyif verici bir uğraşı.

Her anne yeni doğacak bebeğine ilişkin hayaller kurar: "Onu hep kucaklayacağım, onu çok seveceğim, onu öpüp koklayacağım" sözleri bebek doğduktan ve büyümeye başladıktan sonra "Anne olmak çok zormuş, benim sözümü hiç dinlemiyor, onunla başa çıkamıyorum" şikâyetlerine dönüşür.

Anne olmayı ve anne olmanın sorumluluklarını ne gözünüzde çok büyütün, ne de çok hafife alın. Her ikisi de sizi yanılgılara ve hatalara götürür. "Çocuk bu, kendiliğinden büyüyor işte" demek kadar, "Eyvah, bu çocukla nasıl başa çıkacağım?" demek de sizin hata yapmanıza neden olur. Hayatın her alanında olduğu gibi, annelik alanınızda da dengeleri kurabildiğiniz zaman, inanın bana, bu süreç size hiç de zor ya da zorlayıcı gelmeyecektir, tam aksine oldukça keyifli ve kendinizi geliştirici bir uğraşı olmaya başlayacaktır.

Aile terapisine katılan bir anne bana şunu sormuştu:

- Çocuğumu çok seviyorum. Peki ona olan bu sevgimi davranışlarımla nasıl göstereceğim? Ben gösterdiğime inanıyorum ama görünen o ki, pek de göster emiyorum.

Çocuğunuza olması gereken sevgi dolu davranışlarınızı reçeteleştirecek olursak, bunların çok da zor ve yapılması imkânsız davranışlar olmadığını göreceksiniz, üstelik çok da kolay yaklaşımlar bunlar:

• Çocuğunuzu sabah okula göndermeden önce ona, sevdiği yiyeceklerden oluşan güzel bir kahvaltı hazırlayın. Bu kahvaltıyı bitirip bitirmemesi çok önemli değil. Önemli olan, sizin ona özen gösterdiğinizi hissetmesidir. Sakın ola, "Sana kahvaltı hazırladım ama yemeden gidiyorsun" demeyin!"
• Çalışan bir anneyseniz, çocuğunuzun okuldan dönüş saatinde mutlaka arayın, gününün nasıl geçtiğini içten bir ifadeyle sorun. Bu telefon görüşmesi sadece bir ders ve okul kontrolü amacında asla olmasın. Böyle bir amaca saplanıp kaldıysanız her şeyden önce bu beklentinizi torpilleyin ve en aza indirin; bunu çocuğunuza hissettirmemeye özen gösterin. Ara sıra işten izin alıp, çocuğunuzu evde karşılayın.
• Çalışmıyorsanız, çocuğunuzun okul dönüşünü hoş bir atmosfere dönüştürün. Onu kucaklayın, sevdiği yiyecekleri hazırlayın; iştahsız bir çocuğunuz varsa, mutlaka sevdiği bir ya da birkaç yiyecek vardır, onları çocuğunuza sunun. Komşu gezmelerini ve çarşı-pazarı işleri çocuğunuzun eve dönüş saatine göre ayarlayın ve onu karşılamanın sizin için bir zevk olduğunu ona hissettirecek davranışlarda bulunun.
• Hafta içinde, okul zamanı dersleri bittikten sonra çocuğunuzla (oyun çağındaysa) mutlaka oyun oynayın.! Ergenlik dönemindeyse mutlaka sohbet edin; bu sohbet hayatın içinden herhangi bir konu olabilir ama sizin değil de onun ilgisini çeken bir konuda olmasında fayda var.
• Ona sürprizler hazırlayın. Sevdiği bir demet çiçeği odasına koymak ya da dinlemekten hoşlandığı bir müzik grubunun CD´sini almak gibi. Siz hiç hoşlanmasanız ve hatta nefret ediyor olsanız bile.
• Onun sorun olarak kafasına taktığı konuları onunla paylaşın. Bu konular size çok saçma ve gülünç gelse bile, biraz olsun önemsemeye çalışın, empati kurun, onu anlamaya ve algılamaya özen gösterin. Onu anladığınızı ona mutlaka hissettirin, hem sözlerinizle hem de ona dokunarak (sarılmak, elini tutmak vb.) onunla; empati kurduğunuzu pekiştirin.
• Hafta sonlarında onunla birlikte özel paylaşacağıma zamanlar oluşturun. Çocuğunuz kreş ya da ilkokul çağındaysa, bu özel zamanlar müthiş hoşuna gidecektir. Çocuğunuz ergenlik döneminde ise, hafta sonunu arkadaşlarıyla geçirmeyi tercih edecektir. Bu duruma alınmayın ve sinirlenmeyin. Unutmayın, onun sosyal olmaya ihtiyacı var ve bunu kendi yaşıtlarıyla deneyimleyecek. Bu isteğine saygı duyun, hoşgörülü olun ama ondan size zaman ayırmasını istediğinizi söyleyin. İnanın çok hoşuna gidecektir.
• Odasının duvarları yazılarla doluysa, bir yazı da siz yazın. İçinizden ne geliyorsa! Sadece ´´Seni çok seviyorum" deyip, altına "Annen" ya da "Baban" diye imza atmanız bile yeterli olacaktır.
• Ergenlik dönemindeyse mutlaka ve mutlaka cinsel gelişimiyle ilgili bilgiler verin. Utanmayı bırakın, yeni doğduğunda altını değiştirdiğiniz bebeğinizden şimdi genç oldu diye utanmanızdan daha anlamsız bir durum olamaz. Çocuğunuzun cinsiyetine göre, eşinizle bu görevi paylaşın ve onun kılavuzu, rehberi olun.
• Çocuğunuzu yargılamayın. Unutmayın ki, anne-babaların en büyük hatası, çocuklarına olan önyargıları. Bu önyargılarınızı belirleyin ve onları yok edin.
• Onunla birlikte sinemalara, konserlere, tiyatrolara gidin, aktivitelere katılın. Onun düşüncelerini alın ve onun sizden ayrı bir birey olduğunu ona hissettirin.
• Akşamları yatmadan önce ona mutlaka sarılın ve onu ne çok sevdiğinizi söyleyin.
Bırakın, odası dağınık kalsın!

Anne olmayı öğrenebileceğimiz bir okul yok. Anne olmayı içgüdülerimizden, anne olmayı kendi annemizden ve en önemlisi de anne olmayı çocuğumuzdan öğreniyoruz. Çocuklarımız bize anne olmayı öğreten en iyi öğretmenler. Bu yüzden çocuklarımızı can kulağıyla dinleyelim.

Anne olmak zor zenaat

Kim demiş, kolay diye? Evet, keyif verici ama aynı zamanda da zor. Özellikle de ilk çocukta anneler nasıl davranacaklarını bilemez ve hep deneme-yanılma yoluyla çocuklarını keşfetmeye çalışır. Bu, dünyanın her yerinde böyle olmuştur. Üstelik annelere babalar çocuk yetiştirme konusunda fazla yardımcı olmazlar. "Doğuran sorumluluğu alır" felsefesi erkeklerin zihnine yer etmiştir. Aslında işin ilginç tarafı, bu felsefeyi anneler de bir o kadar benimsemiştir. Annelere kendi annelerinin öğrettiği sorumluluk, toplumun annelere yüklediği sorumluluk, babaların annelere verdiği sorumluluk ve annelerin çocuklarının bakımını ve yetiştirilmesini tekellerine ister istemez almaları, babaların annelerle empati kurmalarını engellemiş durumdadır.

Oysa bu değişmeli, babalar da çocuklarının duygusal yaşamlarında sorumluluk almalı. Belki de bunu istiyorlar ama hem fırsat verilmiyor hem de ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Çocuğa sevgiyle dokunmak

15/9/2008 · Kategori: _o_uklarimiz

Babamın bana sarıldığını hiç hatırlamıyorum. Bizim evde kimse kimseye dokunmazdı. Annem bizi babamdan gizli gizli sever, öperdi. Annem çok katı bir kadındı, bir kez olsun beni öptüğünü ya da bana sarıldığını hatırlamam.
Ne acı değil mi? Üstelik hüzün verici. Aynı evi paylaşan anne-baba ve çocukların birbirlerine hiç sarılmadan ya da birbirlerini hiç öpmeden, hayatlarının çok önemli bir bölümünü geçiriyor olmaları inanılmaz gibi görünüyor. Tıpkı sevgi sözcüklerinde olduğu gibi; sarılmak, öpmek anlamında da bebeklere cömert davranıyoruz, ama bebek çocuk olmaya başlayınca bu cömertliğimiz birden cimriliğe dönüşüyor. Çocuk ergen ve genç olduğunda ise, ondan birkaç adım geri duruyoruz.

Günümüz insanı hırslı, günümüz insanı çok çalışıyor, günümüz insanı yorgun. Günümüz anne-babası çocuğuna en iyi imkânları vermek için kendisini hırpalarken, çocuğunu en iyi okullarda okutmak için çılgınlar gibi çalışırken, bilmiyor ki çocuğunun asıl ihtiyacı olan, sevgi ve sevginin gösterilmesi. Çocuğunuz kendisiyle barışık değilse, çocuğunuz sevginizi hissedemiyorsa, öfkeli tepkiler geliştiriyor ve siz bu duruma bir türlü bir anlam veremiyorsanız, "Ona her imkânı sağlıyoruz, en pahalı okullarda okutuyoruz ama bu çocuk hep mutsuz, biz bu işi anlamadık" diyorsanız, çocuğunuz için boşa çalışıyorsunuz demektir. Çünkü çocuk sevgi ister, sevildiğini duymak ister, çocuk ilgi ister, çocuk kendisine zaman ayrılmasını ve paylaşımı ister ve çocuk anne-babası tarafından başı okşansın, şöyle kocaman sarılınsın ve yanakları öpülsün ister.

Davranış bilimciler diyor ki, sarılmak-dokunmak en iyi ilaçtır. Gelişmiş ülkelerde psikiyatrlar reçetelerinde artık ilaçlar, anti-depresanlar yazmıyor. Reçetelerinde ne yazıyor, biliyor musunuz? "Günde üç kere birbirinize sarılın, çocuğunuzu fırsat buldukça öpün´ Bu size ilk bakışta komik gelebilir. Ancak sarılmanın, dokunmanın ve öpmenin insanın vücut kimyası üzerinde son derece olumlu etkileri var ve bu olumlu etkiler de doğrudan psikolojisine, davranışlarına yansıyor.

Biri bize sevgi dolu sarıldığında, elimizi tuttuğunda ya da sevgiyle öptüğünde beynimizde serotonin hormonu (halk arasında mutluluk hormonu diye bilinir) hızla artmaya başlıyor; yani sarılmak, dokunmak, öpmek beynimizin seratonin hormonunu harekete geçiriyor. Bu hormon bizim kendimizi mutlu hissetmemizi, stresten uzaklaşmamızı, gerginliği atıp gevşememizi, kalbimize daha çok oksijen gitmesini, kaslarımızın rahatlamasını, kısaca kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. Tabiî içi dünyamızdaki bu iyilik durumu davranışlarımıza da yansıyor,dikkatimizi daha çok toplayabiliyor, sorumluluklarımızı daha rahat yerine getirebiliyor, kendimize daha çok güveniyoruz ve çevremizle iletişimimiz daha sağlıklı oluyor. Üstelik bağışıklık sistemimiz de daha güçlü oluyor ve hastalıklara kolay kolay yakalanmıyoruz. Bütün anti-depresanların içerisinde kimyasal olarak bulunan bu hormon, aslında gün içerisinde bizim sevgi; dolu ilişkilerimizle artışa geçiyor.

Okul çağındaki çocuklar üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları da, dokunmanın-sarılmanın ve öpmenin çocuklar üzerindeki bu mükemmel etkisini açıkça gösteriyor. Anneleri tarafından sadece kuru bir "Güle güle" ile okula gönderilen çocukların dikkatlerinin dağınık olduğu, arkadaşlarıyla iletişimlerin de sorunlar yaşadıkları ve ders notlarının düşük olduğu, yani okul başarılarının düşük olduğu ortaya çıkarken; okula gönderilirken anneleri tarafından sarılıp öpülen çocukların, diğer çocukların aksine, dikkatlerinin dağınık olmadığı, arkadaş ilişkilerinin sağlıklı olduğu ve okul başarılarının yüksek olduğu saptanmış. Yine bebekler üzerinde yapılan bir araştırmada, annesi
tarafından sadece emzirilirken kucağa alınan, çok fazla dokunulmayan, öpülmeyen bebeklerin hastalıklara daha sık yakalandıkları; ancak anneleri tarafından yeterince dokunulan, öpülen bebeklerin sağlıklarının son derece iyi olduğu, hastalıklara karşı dirençli oldukları ortaya çıkmış.

Görüyoruz ki, çocuğa sarılmak, onu kucaklamak, onu öpmek çocuğun hem beden hem zihin hem de ruh sağlığını oldukça olumlu etkiliyor. Çocuğunuz sizin izin vermeyeceğiniz herhangi bir şeyi istediğinde, onun gözlerinin içerisine sevgi ile bakarak, başınızı iki yana "hayır" anlamında sallayıp, onun boyuna inerek ona sarılmanız bile yeterlidir. İnanın bana, kucaklamak bazen sözlerden daha etkilidir. Çünkü insan, bebek olsun çocuk olsun ya da ergen, genç veya yetişkin olsun, sevgiyi üç ifade biçimiyle hissetmek ister. Bunlardan biri söylemektir, ikincisi dokunmak, üçüncüsü de davranışlarla ifade etmek. Bu üç ifade biçiminden biri olmadığı zaman karşı taraf kendisini sevilmiyor, değer verilmiyor ya da az seviliyor, ilgi görmüyor gibi hissedebilir.

Çocuğun kişilik gelişiminde ona sarılmanın, kucaklamanın, elini tutmanın, öpmenin, kısacası tensel temasın büyük etkisi var. Anne-baba ve çocuklar arasında tensel temasın var olduğu ailelerde büyüyen çocuklar kendilerini diğer insanlara göre daha iyi hisseder. Psikolojik rahatsızlıklara yakalanma oranları düşüktür. Fiziksel olarak güçlü, bağışıklık sistemleri kuvvetlidir. Bu çocuklar arkadaşları tarafından sevilen, aranan çocuklar olur. İnsan ilişkilerinde ve iletişim kurmada zorluk çekmez, üstelik başarılıdırlar da. Gerek eğitim, gerekse öğretim hayatlarında istedikleri hedeflere ulaşırlar. Dürüst, kendine güvenli, amaç ve hedeflerini bilen insanlar oldukları gibi, en önemlisi de anne-baba olduklarında çocuklarına olumlu modeller oluşturan kişiler olurlar.

Ancak bazı ailelerde de şöyle bir davranış örüntüsü vardır: Baba otoriterdir ya da baba yoktur. Yani baba modeli çocuğa Çok uzaktır. Bu durumda anne çocuğunu sürekli sarıp sarmalar, onu her fırsatta öper, kucaklar ama bunun dışındaki sevgi ifadelerini yerine getirmez. Bu çocukların, yukarıda ifade ettiğimiz, kişiliği güçlü çocuklar grubuna girmelerini beklememeli ve çocuğa sadece sarılmanın da doğrudan olumlu tepkiler oluşturmayacağını söylemeliyim ki, okuyucularım yanılgıya düşlesin. "Ah, tamam işte! Ben çocuğuma sık sık sarılıyorum ama hiç de bu söyledikleriniz gibi değil, üstelik tam tersi çok da sorunlu bir çocuk" ifadelerini bazen duyuyorum. Bu yüzden önemle yineliyorum ki, çocuğun kişilik gelişimi sevginin üç boyutuyla yaklaşıldığı zaman sağlıklı olarak devam eder. Söylemek, dokunmak ve davranışlarımızla ona olan sevgimizi ona hissettirmek. Bunlardan biri eksik olduğunda sorunlar çıkar.Ne yazık ki, bazı ailelerde bunların hiçbiri yok. Hiç anne-babasından sevgi sözcükleri duymamış, hiç anne-babası tarafından kucaklanmamış ya da sırtı sıvazlanarak, saçı okşanarak sakinleştirilmemiş ve hiç anne-babasından sevgi ve ilgi davranışları görmemiş o kadar çok çocuğumuz var ki.

Eğer siz de bu çocuklardan biriyseniz ve şimdi anne-baba olduysanız bu üç yaklaşım biçimini hemen çocuğunuza ve eşinize karşı hayata geçirin. Bilin ki, hiçbir şey kaybetmez, hatta çok şey kazanırsınız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Anne-baba olmak ne kadar zor değil mi?

15/9/2008 · Kategori: _o_uklarimiz

Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde sınıflamalar yapmaya başlar| Çorabını, kazağını giysiler, kediyi, köpeği, karıncayı hayvani topları, bebekleri oyuncaklar diye gruplamaya başlar. Tam olarak değil ama yavaş yavaş takım ruhu oluşmaya başlar. Kızlar erkekler gibi gruplaşmalar da görülür.

Çocuk 6 yaşına geldiğinde ise, gözle görebileceğiniz ve ne bir şekilde fark edebileceğiniz bir aşama kaydeder. Büyük bir zihinsel sıçramadır bu, artık yorumlar yapmaya başlamıştır. İlkokula başladığında ise o eski kuralsızlığı ve sınırsızlığı yeni kurallara ve sınırlara bırakır. Bu dönemde zihnindeki tüm soyutların yerini somutlar almaya başlamıştır. Ancak kuralları sınırlan öğrenirken sanmayın ki her şey sizin istediğiniz git olacaktır. Çocuk yeni öğrendiği kural ve sınırlar içerisindeki sınırsızlığını ve kendi kuralsızlığını yeni bir biçimiyle yine yaşamaya başlayacaktır. Çocuğun bilişsel gelişimini desteklemek için; onun öğrenmeyle ilgili girişimlerine gülmeyin, alay eder gibi davranmayın ya da küçümsemeyin. Onun bu girişimlerini önemseyin ve onunla heyecanını paylaşın. Sabırlı olmaya özen gösterin, çünkü çocuk bilişsel gelişim sürecinde pek çöl şeyi deneme-yanılma yoluyla yapacaktır. Bu da sizi sıkabilir ; sabrınızın taşmasına neden olabilir.

Her anne-baba çocuğunun disiplinli olmasını arzular ve bu| nün için de onu yönlendirir. Çocuğun disiplinli olmasına öz gösterirken onu pasifleştirmemeye dikkat edin. Kendi korku kaygılarınızı ona yansıtmayın, onun yapmak istediklerini si; onun yerine asla yapmayın. Bırakın, deneyimlemek istediklerini sizin denetiminizde yapsın. Ona asla ve asla kaçamak yanıtlar vermeyin. Zihnindeki soru işaretlerine yaşına uygun ama gerçek yanıtlar verin. Geçiştirmeyin ve gerçek dışı yanıtlar vermeyin. Örneğin "Anne, ben nasıl dünyaya geldim?" sorusuna leylekler masalını anlatmayın. Ya da "Kar niye yağar?" sorusuna "Gökyüzündeki melekler bizi sevindirmek için yapıyor" demeyin. Gerçekleri onun anlayabileceği şekilde net ve kısa olarak anlatın. Gerektiğinde çocuğunuzun yaşına inip onunla empati kurmaya özen gösterin.

Bilişsel gelişim sürecinde de çocuktan gelen duygusal mesajları doğru okumanız çok önemli. Kimi anne-baba çocuğunun kendilerine hiç soru sormadığını söyler. İşte bu, çocuktan anne-babaya gelen duygusal bir mesajdır. Mesaj şudur: "Sorularımı önemsemediniz, hiçbir zaman doğru yanıtlar vermediniz, sorularımı bazen geçiştirdiniz, bazen duymadınız bile. Ben de artık size soru sormuyorum." Çocuğun hırçın, huzursuz ve söz dinlemez olması da duygusal bir mesajdır. Size sesini duyuramadığının, sizin tarafınızdan önemsenmediğini sandığının bir patlamasıdır bu.

Anne-baba olmak kolay bir süreç değildir. Burada anne-babayı en çok zorlayan faktör de, kendi doğrusunu çocuğuna kabul ettirme çabasının boşa çıkması. Oysa gördüğümüz gibi, çocuk sürekli büyür, değişir ve gelişir. Bu büyüme ve gelişme sürecinde o da kendi doğrusunu oluşturur ve o doğruya bağlanır. Çocuğun doğrusu size yanlış geliyorsa ona bunu sevecenlikle atmalısınız. Bu anlatımınız bir sohbet atmosferinde olmalı. Çocuklar eleştirilere ve acımasız yaklaşımlara her zaman olumsuz tepkilerle karşılık verir. Çoğu yetişkin de öyle değil mi? Hatta belki siz bile!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Anne olmayı nasıl öğreniyoruz?

15/9/2008 · Kategori: _o_uklarimiz

Peki, ya anne olmak? Anne olmayı nasıl öğreniyoruz? İçgüdüsel mi? İsteyerek mi? Zorunda olduğumuz için mi?
Davranış bilimcilere göre anne olmak duygusu bir içgüdü, ama aynı zamanda kendi annemizi model alarak öğrendiğimiz bir duygu ve davranış örüntüsü. Küçük kız çocuklarının oyunlarını gözlemlediğimizde, kollarında oyuncak bir bebek ve onu yedirip içirdiğini, uyuttuğunu görürüz. Küçük kızlar evcilik oyunlarında hep anne olur, bebeklerine bakar ve onları korur. Burada hem içgüdüsel bir motivasyonun hem de model alma davranışının birlikte yaşandığını görüyoruz.

Ama annelik zorunda olarak öğrendiğimiz bir duygu ve davranış değil; anne olduktan sonra, anne olmayı ve anne olmanın getirdiği sorumlulukları unutmak gibi bir seçeneğimiz de yok. Anne olmak, Yaratan´a en yakın olmak; anne olmak, kendinden olan o parçaya ömür boyu göz kulak olmak; anne olmak, yaşamın en büyük sorumluluğunu almak; anne olmak, fedakârlıklara açık olmak; anne olmak, çocuğunun hem fiziksel hem de kişilik gelişimine en olumlu katkıları sağlamak için çabalamak; anne olmak, çocuğunu sınırlamadan gelişmesine olanak tanımak; anne olmak, çocuğuna hayatın kurallarını öğretmek, ama öğretirken de onu ürkütüp korkutmamak, iç dünyasını zedelememek; anne olmak, çocuğa istediklerine ulaşabilmesi için ihtiyacı olan güveni vermek, ama onu şımartmamak.

Yani anne olmak, çok hassas bir çizgide dikkatle yürümek gibi. Yapılan her hata size geri dönüyor. Hayatın bu kulvarında, geri dönüşü olup da kendi kendine düzelen bir hata ne yazık ki yok. Fatura hep kesilmekte!

Anne için dün ya da yarın yoktur, sadece şimdi vardır

Annenin "şimdi böyle oldu ama bir dahaki sefere yapmam" gibi bir şansı, "yarın düzeltirim" gibi bir alternatifi yok. Anne olduğunuzda ne geçmiş ne de gelecek, sadece şu an önem kazanır. Çünkü yapılan ve yapılmakta olan her şey şu andadır. Şu anda çocuğunuza sevgi veriyorsunuz; "dün onu sevmiştim, bugün dursun, yarın yine severim" diyemezsiniz. "Sabah karnım doyurmuştum, şimdi geçsin, bir de akşama yediririm" diyemezsiniz. "Bugüne dek ona çok ilgi gösterdim, biraz dinleneyim, haftaya yine ilgilenirim" diyemezsiniz. "Dün onu gezdirmiştim, yeter, yarın gezdiririm" diyemezsiniz. "Dün derslerini kontrol etmiştim, iki gün sonra yine derslerini kontrol ederim" diye erteleyemezsiniz. "Dün ona disiplinli olmanın yollarını göstermiştim, nasılsa aklında kalır, birkaç ay sonra yine hatırlatırım" diyemezsiniz.

Anne için dün ya da yarın yoktur, sadece şimdi vardır. Çocukla şimdi ilgilenilmeli, karnı şimdi doyurulmak, şimdi uyutulmalı, parka şimdi götürülmeli, dersi şimdi kontrol edilmeli, oyun şimdi oynanmalı, şimdi sevilmeli, sevgi sözcükleri şimdi söylenmeli, şefkat şimdi gösterilmeli, kısacası her şey ama her şey şimdi yapılmalı. Tırnağını yiyorsa, altına kaçırıyorsa, içine kapanıyorsa ya da hırçınlıklar yapıyorsa, yani sorunları varsa, çözüm şimdi bulunmalı, asla ve asla ertelenmemeli.

Çocuk şimdide yaşar. O halde anne de şimdide yaşamalı. Bu belki de, anne olmanın en zor yanı. Şimdiyi yakalamak ve çocukla o anda birlikte olmak. Zaten annelerden gelen yakınmalara baktığımızda bunu çok net görebiliyoruz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!